ÖZEL

KÜRTÇE MÜZİĞİN ÖNCÜLERİNDEN: ROJDA

Kürtçe müziğin sevilen ismi Rojda Şenses ile müzik hayatının başlangıç noktasını ve Harbiye'ye uzanan süreci konuştuk. Gazeteci yazar Cihat Dündar’ın sorularını yanıtlayan Rojda Şenses, Kürtçe müziğin uzun yıllara dayanan gelişim sürecini ele aldı. Halktan biri olduğunu dile getiren ve ettkilendiği sanatçılardan söz eden Rojda ile gerçekleştirdiğimiz keyifli sohbetimiz sizlerle.

Sizi birçok kişi Kürtçe müziğin en güçlü ve önemli temsilcilerinden biri olarak görüyor. Peki sahnenin dışında, Rojda kendi dünyasında nasıl biridir?

Halkın bu teveccühü benim için büyük bir onur. İnsanlarımızın şahsıma yüklediği anlam ve semboller gurur verici olduğu kadar bunun büyük bir sorumluluk taşıdığını da biliyorum. Çünkü önemli olan insanın kendini nasıl tanımladığı değil; halkına, ailesine ve çevresine nasıl yansıdığıdır. Bu aslında insanın aynadaki yansımasıdır.

Gerek birebir ilişkilerimde gerek sosyal medyada her gün aldığım yüzlerce mesajda sanatıma ve üretimlerime büyük bir destek görüyorum. Halkımızın konser salonlarını ve açık alanları doldurması da bu bağın ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Ben kendimi kültürel olarak çok zengin bir dilin ve kültürün şarkılarını yeni nesillere ulaştırmaya çalışan biri olarak görüyorum. Geçmiş dönemlerin üretimlerini bugüne taşımak, emek veren insanları unutmamak ve kendi bestelerimle bu büyük kültürel mirasa bir tuğla daha eklemek istiyorum.

HALKTAN BİR KADIN

Rojda’yı şöyle tanımlayabilirim: Geldiği yeri unutmayan, halkından kopmayan, yaşadığı zorlukları başarının basamaklarına dönüştüren, kendinden önce emek verenlere saygısını eksik etmeyen, halkının acısıyla üzülen, sevinciyle sevinen, popüler kültürün dayatmalarına teslim olmayan; halktan bir kadın, bir anne ve bir sanatçı.

Müzikle yolunuz ilk ne zaman ve nasıl kesişti?

Müzikle tanışmam oldukça sancılı bir süreçti. Bizim coğrafyamızda bir kız çocuğunun bırakın şarkı söylemesini, tek başına bir yere gitmesi bile kolay değildi. Din baskısının yoğun olduğu bir ortamda büyüdüm. Kız çocuklarına biçilen rol belliydi: dini eğitimini tamamlamak ve ardından evlenmek.

Ben de ilk olarak dini eğitim aldım. Kur’an eğitimi gördüm ve ailemin gözünde örnek bir çocuk olarak büyüdüm. Daha sonra ilkokul öğretmenim sesimin çok güzel olduğunu ve eğitim almam gerektiğini söyledi. Bu benim hayatımdaki kırılma noktası oldu. İstanbul’a abilerimin yanına geldim ve burada kalabalık bir gecekondu evinde yaşamaya başladım. Bir gün abim bana bir müzik grubu kurduklarını ve benim de katılmak isteyip istemediğimi sordu. O an çok zor bir yolun beni beklediğini biliyordum ama yine de kabul ettim.

SAHNEYE ÇIKTIĞIMDA GERİ DÖNÜŞÜ OLMADIĞINI ANLADIM

İlk sahne deneyimim bir düğünde oldu. Ailem bunu öğrendiğinde çok büyük tepki gösterdi. “Erkeklerin önünde şarkı söyleyemezsin” dediler. Hatta sahneye çıkarsam beni evlatlıktan reddedeceklerini söylediler. İlk kez sahneye çıktığımda korkudan ellerim titriyordu ama o sahneden indiğimde artık geri dönüş olmadığını anladım. Sonrasında aile baskıları devam etti ama ben vazgeçmedim. 1993 yılında Mezopotamya Kültür Merkezi ile tanıştım. Orası benim için bir okul oldu. Hem müzikal olarak geliştim hem de Kürt kimliğiyle çok daha güçlü bir bağ kurdum.

Kürtçe müzik yapmak sizin için ne ifade ediyor?

Çocukluğumda çevremizde hep Türkçe şarkılar vardı. Kürtçe müzik yapan sanatçıları tanımıyorduk çünkü büyük yasaklar vardı. Bir gün elime Kürtçe kasetler geçti ve o an bizim düğünlerde söylediğimiz şarkıların başka yerlerde de söylendiğini fark ettim. O gün kendi kendime “Ben de kendi dilimde şarkı söyleyeceğim” dedim.

KÜRTÇE MÜZİK DİRENMEKTİR

Okullarda Türkçe şarkılar söylemek zorundaydık ama ben kendimi Kürtçe söylediğimde daha özgür hissediyordum. Kürtçe benim için sadece bir dil değil; kendim olabildiğim alan oldu. Mezopotamya Kültür Merkezi ile tanıştıktan sonra bu yol daha da netleşti. Orada Kürt dili, kültürü ve sanatıyla çok daha güçlü bir bağ kurdum. Benim için Kürtçe müzik; yaşamak demek, direnmek demek, var olmak demek, hayal kurmak ve başarmak demek.

Kürt müziğinin bugün geldiği noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

1992’den bugüne yaşadıklarıma baktığımda, siyasi anlamda hâlâ eksiklerin olduğunu düşünüyorum. Bugün birçok platformda hâlâ Kürtçe müzik açık şekilde tanımlanmıyor. Uzun yıllar yasaklandı, bugün yasak kelimesi daha az kullanılıyor olabilir ama tam anlamıyla kabul edilmiş olduğunu da düşünmüyorum.

Ama müzikal anlamda çok büyük ilerlemeler yaşandı. Eskiden sadece sözlü gelenekle ilerleyen müzik artık çok güçlü prodüksiyonlarla dünya standartlarında üretilebiliyor. Bugün artık Kürtçe bilmeyen insanlar bile Kürtçe müzik dinliyor. Sosyal medya sayesinde sınırlar kalktı ve Kürt müziği dünyaya açıldı. Bu alanda büyük emek veren, araştıran ve müziğini bozmadan yoluna devam eden çok değerli sanatçılar var. Elbette bunu sadece ticari görenler de var ama bu her alanda olabilir. Önemli olan bu kültürün büyümeye devam etmesi.

Harbiye Açıkhava’da ilk kez sahneye çıktınız. Bu size ne hissettirdi?

Harbiye Cemil Topuzlu Açıkhava Tiyatrosu’nda sahneye çıkmak benim için sadece bir konser değil, aynı zamanda büyük bir mücadelenin sonucu. Bu sahnede Kürtçe şarkılar söylemek çok anlamlı. Çünkü bu aynı zamanda “Biz bu ülkenin ötekisi değiliz” demektir. Aynı şehirlerde yaşayan, aynı havayı soluyan insanlar olduğumuzu gösteriyor.

1992 yılında bana bir gün Harbiye’de solo konser vereceğimi söyleselerdi buna inanmazdım. Çünkü o dönem yaşadığımız baskılar bunu hayal etmeyi bile zorlaştırıyordu. Bugün o hayalin gerçek olması çok değerli. Benim en büyük dileğim; artık yasakların olmadığı, kimsenin dili ya da kimliği nedeniyle ayrıştırılmadığı bir ülkede hep birlikte şarkılar söyleyebilmek.

Bu sahneye çıkmayı daha önce hayal etmiş miydiniz?

Açıkçası yıllarca birçok büyük sahnede konser verdim ama Harbiye her zaman çok özel bir yerde duruyordu. Belki bir hayaldi ama uzun yıllar çok uzak görünüyordu Bunun gerçekleşmiş olması bana mücadele etmenin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor. Hayal kurmaktan vazgeçmemek gerekiyor.

Sizi en çok etkileyen sanatçılar kimler?

Beni en çok etkileyen sanatçılar öncelikle Kürt sanatçılar oldu. Özellikle Meryem Xan beni çok etkiledi. Hem sesi hem yaşam hikâyesi bana çok ilham verdi. Dengbêj kültürünü sevmemde Dengbêj Şakiro’nun büyük etkisi oldu. Ayrıca Ayşe Şan benim için çok kıymetlidir. Türk müziğinden de Kazancı Bedih, Aşık Mahzuni Şerif ve Musa Eroğlu gibi çok değerli isimlerden etkilendim. İsmini tek tek sayamadığım ama bana ilham veren çok kıymetli sanatçılar oldu.