“Frekansla Yaşam” kitabınızda frekans kavramını nasıl ele alıyorsunuz? İnsanların günlük yaşamları, düşünceleri ve çevreleriyle olan ilişkilerinde frekansların nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?
İlk kitabım olan Frekansla Yaşam adlı kitabımda, frekans kavramını tamamen bireysel gelişim, insan zihni ve doğanın şifası odaklı ele alarak okuyucularıma sundum.
Sadece insanların değil, bulunulan mekanların, izlenen videoların, dinlenen müziklerin ve hatta tüketilen gıdaların bile bir frekansı vardır. Gün içinde farkında olmadan maruz kaldığımız kaotik görseller, sesler veya dijital kirlilik zihnimizin doğal dengesini bozar. Bu uyarılardan uzak durup doğaya (örneğin gül gibi yüksek frekanslı unsurlara) yönelmek zihni ve enerjiyi dengeler. Enerjinizi sömüren, sürekli negatif konuşan insanlarla aranıza mesafe koymak ve benzer frekanstaki yapıcı insanlarla bağ kurmak kitabımda vurgulanan bir diğer adımdır.
Frekansı yükseltmek kadar onu korumak da önemlidir. Tüm negatif enerjilerden ( kişi, olay, mekan ) uzak durarak, zihinsel kirliliği temizlemenin frekansı doğal olarak yukarı taşıyacağını da anlattım. Kitabımın son sayfalarında kaya tuzunun frekansımıza nasıl iyi geldiğini ve bazı tuz kürlerini de belirttim.
“Piri Reis, Ley Hatları ve Ab-ı Hayatın Gizemi” kitabınızda Piri Reis haritaları ile ley hatları arasında nasıl bir bağlantı kuruyorsunuz? Bu araştırma sizi hangi önemli sonuçlara götürdü?
Piri Reis’in haritasında denizcilerin yön bulması için çizildiği düşünülen karmaşık çizgiler ve pusula benzeri rüzgâr gülleri, benim araştırmalarıma göre aslında yeryüzünün görünmez enerji akışlarını gösterir. Haritadaki odak ve kesişim noktalarının, dünyanın en güçlü enerji merkezleri ve ley hatlarının birleştiği stratejik coğrafi alanlarla birebir örtüştüğünü söyleyebilirim. Yine kitabımda da belirttiğim üzere aslında haritayı ilk çizen Süleyman peygamberdir ve bunu Piri Reis, Kitâb-ı Bahriye’de geçen “Der-Beyan-ı Hart” (Haritanın Açıklanması / Tarifi),kendisi söylemiştir. Bu araştırmalarım beni üçüncü kitabımda bahsettiğim Süleyman peygamberi araştırmaya sevk etmiştir.
Farklı medeniyetlerin kendi mitolojilerinde (örneğin Sümer'de Gılgamış, Yunan'da İskender efsaneleri ) benzer bir "ölümsüzlük suyu" araması tesadüf değildir. Medeniyetler, dünyanın enerji şebekesindeki (ley hatları) aynı güçlü kesişim noktalarına denk gelmişlerdir. Bu alanların insan biyolojisi üzerindeki gençleştirici ve iyileştirici etkisini fark eden her kültür (Mısır, Mezopotamya, Roma), buralara kutsal tapınaklar inşa ederek o bölgedeki enerjiyi kendince "şifa pınarı" veya "kutsal su" olarak adlandırmıştır. Her zaman aranmış ama bulunamamıştır.
Kitabımda en dikkat çekici bulgu Tarsus’ta bir bağlantısı olabileceği yönünde araştırma yaptım bu araştırma daha derin araştırmaları beraberinde getirmektedir. Muğla’dan ( Karya medeniyetinden ) Hatay a kadar olan bölge benim oldukça dikkatimi çekiyor hâlâ araştırmaya devam ediyorum.
“Süleyman Peygamber, Vegvisir Sembolü, Zodyak ve Yecüc-Mecüc” kitabınızda Hz. Süleyman ile Vegvisir sembolü ve zodyak arasında nasıl bir ilişki kuruyorsunuz? Bu bağlantıyı araştırırken sizi en çok şaşırtan nokta ne oldu?
Bana göre bu üçlü, insanlığın kayıp tarihine ait tek bir büyük sistemin parçalarıdır. Zodyak göksel haritayı, Vegvisir bu haritada yol bulmayı sağlayan kozmik pusulayı, Hz. Süleyman’ın mühürleri ise bu sistemi çalıştırıp evrene hükmeden ilahi şifreyi temsil eder.. Süleyman peygamber gökyüzünün (Zodyak) ve yeryüzünün görünmez şifrelerini çözerek bu kozmik pusulayı (Vegvisir mantığını) dünyadaki enerjileri kontrol etmek, boyutlar arası geçişleri yönetmek için kullandı diye düşünüyorum. En şaşırdığım nokta Vegvisir sembolü ile Süleyman peygamberin mühürleriyle olan benzerliğidir buradaki araştırmalarım beni Kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’deki Kehf süresine kadar götürmüştür.
Üç kitabınızda da tarih, semboller, enerji ve kadim bilgiler ön plana çıkıyor. Bu kitapları birlikte düşündüğünüzde okuyucuya vermek istediğiniz en önemli mesaj nedir?
Ülkemiz Anadolu toprakları, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca göçlerin, ticaret yollarının ve en eski medeniyetlerin kesişim noktası olmuş, bu yüzden arkeoloji dünyasında "Uygarlıkların Beşiği" olarak adlandırılmıştır. Ayrıca sadece birkaç antik kente sahip bir ülke değil; paleolitik çağdan neolitike, Hititlerden Roma, Bizans ve Osmanlı'ya kadar insanlık tarihinin kesintisiz olarak katman katman izlenebildiği, tüm ülkenin devasa bir açık hava müzesi olduğu küresel bir arkeoloji merkezidir. Bu sebeple okuyucularım da okuyup araştırma yapsınlar, sorgulasınlar, mümkünse gezerek görerek keşfetsinler, merak etsinler. Tarihimizi öğrendikçe eminim hayran kalacaklardır.