Mustafa Şişman kimdir?
Dr. Mustafa ŞİŞMAN Hak-iş konfederasyonu Hizmet-iş sendikası İstanbul 5 nolu Şube Başkanı & HAKK ve Kardeşlik Hareketi Derneği Genel Başkan Vekilidir. Aynı zamanda yazarlık yapan Mustafa Şişman’ın, Türkiye Baharı, 15 Temmuz Türkiye Destanı ve Özlenen Gençlik adında üç kitabı bulunmaktadır.
YILIN TARİHİ KİTABI ÖDÜLÜNÜ ALMIŞTI
Daha Önce Cihat Dündar’ın organizatörlüğünü üstlendiği Altın Meslek ve Kariyer Ödülleri'nde Yılın En Çok Konuşulan Tarihi Kitabı ödülünü almıştır. Sendikal faaliyetleriyle birlikte sivil toplum kuruluşlarında etkin görevlerde bulunan ve birçok projeye öncülük eden Mustafa Şişman, Yazarlık / Kültür sanat alanında çalışmaları ile 4. Kitap çalışması devam etmektedir.
Sendikal alanda Gedik Üniversitesi’nde yapmış olduğu yüksek lisans programında “Hak-İş kuruluş tarihçesi” tez çalışmasını tamamlayarak bu alanda bir ilki gerçekleştirmiştir. Manevi danışmanlık ve rehberlik & aile danışmanlığı gibi eğitim ve rehberlik çalışmalarını da beraberinde yürütmektedir.

OYUNCULUK KUTSAL DEĞİL TEKNİK BİR İŞ
Levent Ülgen, Cihat Dündar’ın sunduğu Sektörü Bizdenbil programına konuk olarak sektördeki dönüşümler ve oyunculuk mesleğine dair önemli değerlendirmelerde bulundu. “Oyunculuk kutsal mıdır?” sorusuna ise sitemkâr bir yaklaşım sergileyen Ülgen, oyunculuğun kutsallaştırılmasından ziyade emek, disiplin ve sorumluluk gerektiren bir meslek olduğunun altını çizdi.
Hayatınızda keşke bu sahneyi tekrar çekebilsem dediğiniz bir an var mı?
Var, olmaz mı? Bir sürü oyunda, bir sürü dizide, bir sürü filmde "Hay Allah, böyle oynamasaydım" dediğim bir sürü yer var. Tiyatroda pek böyle bir şans yok. Orada günlük değiştirme şansımız var. Dün kötü oynadım bir sonraki oyun daha iyi oynayayım, bu sahneye bunu yapayım, şu sahneye bunu deneyeyim deme şansınız var tiyatroda. Ama dizide, sinemada kamera önünde bir kere yaparsınız bitti. Hele bir de yönetmen onay verdiyse yapacak bir şey yok.

Cihat Dündar: Ama çok tekrarı da oluyor sahnelerin...
İşte o arada fark ettiyseniz yaptığınız hatayı bir başka açıda, daha yakın çekimde düzeltmeye çalışıyorsunuz ama onu baştan sona bir daha değiştirme imkanınız yok, ona bir zaman yok. Ama ben oynadığım bütün dizileri, filmleri kayda alırım. Bu son teknoloji çıkmadan önce evde yaklaşık bir 300 tane kasetim vardı. Hepsinde oynadığım, yayınlanan her bölüm kayıtlı. Onları ben her gün izlerim, her yayından sonra. Bakarım ne yapmışım. Kendimi çok sevdiğim için değil tam tersi ne hata yapmışım, neyi nasıl yapsaymışım daha iyi olurmuş. Burada aferin güzel yapmışım, ya da burada "Bu ne ya" dediğim yer olur onları not alırım. Ben fizik matematik okuduğum için not almayı, yazarak çalışmayı seven bir insanım. Çünkü fizik matematik böyle kafadan öğrenilecek bir şey değil, yazmak lazım. O yüzden önümde belge olması gerekiyor, bir formül, bir bilgi olması lazım. O yüzden hep not alıp bakarım. Bak bu sahnede bunu yapmışım, keşke yapmasaymışım, ya da bunu ne güzel yapmışım diye not ederim kendime. O yüzden böyle oynamasaydım dediğim çok sahne var ama yapacak bir şey yok, oynanmış. Bazen de şöyle bir şey olur; ya ne kadar kötü oynadım bunu dersin, geçen oldu öyle bir şey. Gittim yönetmene dedim "Ben kötü oynadım burayı, içime sinmedi bir daha mı yapsak dedim. Yok, güzel oldu dedi. Emin misin, biraz abarttım biraz dedim. Yok, güzel güzel dedi. Sonra izledim. Onu oynayış biçiminde biraz fazla kendimi duygusal hissettim. Şimdi oyunculuğun da şeyleri var, kademesi, derecesi var. Bazen bir şeyi çok sade oynamak gelir içinizden, bazen abartasınız gelir. O an benim içimden abartmak geldi niyeyse. Orayı daha abartılı oynadım. Yönetmenin içine gitti ama ben olsam onun biraz daha sade oynanmasını isterdim ama öyle olmadı.

Bir ara oyuncular arasında "oyunculuk kutsaldır ve değildir" polemiği olmuştu. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Oyunculuk sizce kutsal mı yoksa değil mi?
Bunu zaten konuşmaya açan hangi zekaysa onun zekasından bile şüphe etmek lazım. Hangi meslek hangi meslekten daha kutsal olabilir?
Cihat Dündar: Ben doktor rolünü oynayabilirim ama bir doktor oyunculuk yapamaz diyenler de olmuştu.
Doktorluk yapamaz, doktor rolünü oynayabilir. Tamam, doktor oyunculuk yapamaz ama sen de doktorluk yapamazsın, oynayabilirsin. Sen açık kalp ameliyatı yapabilir misin, yapamazsın. Hayat kurtarabiliyor musun, kurtaramıyorsun. Sen beyin ameliyatı yapabilir misin, yapamazsın. Sadece onu yapanı oynarsın. Nerde kaldı kutsallığı? O adam hayat kurtarıyor, sen ne kurtarıyorsun? Onu söyleyen arkadaşın ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Oynayabilirim, demiş. Oynayabilirsin zaten, tamam. Ama ne yapamaz, ameliyat yapabilir misin, o da oyunculuk yapamaz. Sen onu oynayabiliyorsun diye kutsal mı oluyor? Bu dünyanın en saçma işi. Şurada bir market var, orada tombul bir kız var ben o kızı çok seviyorum. Dün gittim yine dedim ki "Ben sana bayılıyorum." Kız koskoca markette artık beş bin tane mi ürün var, manavı, şarküterisi, ıvırı zıvırı orada milyon tane ürün var. Hepsinin kodunu biliyor. Hadi bakalım sen otur oraya ün günde o marketi batırırsın. Kutsal diye bir şey var mı? Zaten seçilen kelime yanlış, yok böyle bir şey. Ne yapıyoruz biz, oyunculuğun ne olduğunu konuşalım biraz sonra. O yüzden her meslek kendi içinde kutsaldır. Önemli olan şudur; işini ne kadar severek yapıyorsun, ne kadar iyi yapıyorsun. Garsonluk da kutsaldır. Sen işini sevmeyen bir garsonla işini seven bir garson arasındaki farkı ayırt edersin hiç dikkat ettin mi?
Cihat Dündar: Müşteriye olan tavrı olabilir.
O tamam. Bak git bir yere, daha sen bir şey demeden ekmeğin, suyun, tuzun eksiğin her şeyin geliyorsa, o garson getiriyorsa o işini severek yapıyor, her şey yerli yerinde. Sen daha bir şey söyleyemiyorsun bile. O adam sana garsonluk yapmayı, sana hizmet etmeyi bir iş olarak görmüş, bir meslek görmüş ve bundan zevk alıyor ve bunu severek yapıyor. Onun için kutsal işte. Sevmeyen bir garson olur, tuzu istersin dört saatte gelir, bir kürdan istersin bir saatte kürdan gelmez. Bir çorba istersin soğuk gelir. Demek ki bu işini severek yapmıyor, sana iyi hizmet etmiyor. O yüzden işini severek yapacaksın. Pilot mesela 300-500 tane adamın hayatı ona bağlı. Nasıl kutsal olmaz onun mesleği, olur mu öyle şey. Hiç kimsenin mesleği hiç kimseden kutsal değil. Sadece bu işe gönlünü vermiş, bu işe inanmış insanlar için konuşmak lazım. Geldik oyunculuğa. Ne yapıyoruz biz? Yani siz oyunculuk denince, bizim oraya çıkıp kamera karşısında ne yaptığımızı sanıyorsunuz? Biz büyülü bir insan mıyız, değişiyor muyuz, ne oluyor? Oynuyoruz yahu oynuyoruz. Gidiyorsun orada sana tamamen ters olan, seninle ilgisi olmayan bir insanı oynuyorsun, bak adı üzerinde oynuyorsun, o oluyorsun. Bunu yaparken bin tane faktör var. Hayatın mı değişiyor, hayır. Saat sekizde, sekiz buçukta oyun başlıyor, üç saat boyunca oynuyorsun ama orada bin tane iş daha yapıyorsun. Sahneye çıkıyorsun, seyirci karşısında rolünü yapıyorsun; öğrenmişsin, çalışmışsın, konsantre olmuşsun oynuyorsun. Bitiyor ama sonuçta. 2-3 saat sonra sensin yani. Ara veriyor arada oturup çay içip sohbet ediyorsun. En fazla o sahneyi "İyi oynayın" falan diyorsun. Kuliste dedikodu yapıyorsun. Bir meyve yiyorsun sonra zil çalıyor ikinci perde başlıyor. Nesi kutsal bunun? Bunu severek, saygıyla ve isteyerek yapmak başka bir şey.
Settesin bir sahne çekeceksin, Işıkçısı var, kameramanı var, kostümcüsü var. Sen daha oradayken biri geliyor saçını düzeltiyor, öbürü geliyor pudra yapıyor, mikrofoncu mikrofonu düzeltiyor. Onu yaparken kostüm bozuluyor, kostümcü geliyor kravatı düzeltiyor. Sen bu arada bir şey oynayacaksın. Kalkıyorsun, her şey bittiği zaman yönetmen sayıyor ve sen kalkıp o sahneyi oynuyorsun. O arada dilin sürçüyor kesiliyor bir daha yapılıyor. Orada uçak geçiyor sesçi diyor ki bir daha alalım bir daha alıyorsun. Işığın bir şeyi bozuluyor bir daha yapıyorsun. Teknik bir şey yapıyorsun yani. Tabii ki bunu yaparken kendimizi küçümsemiyorum, elbette bizim de oraya gelene kadar bazı alt çalışmamız, alt yapımız, kendi duygularımızla bir şeyi hazırlamamız var ama bu bizim mesleğimizin olması gereken şeyleri. Sabahtan, akşamdan, bir hafta öncesinden çekeceğin sahneyi söylüyorlar sen o sahne üzerine düşünüyorsun, oradaki replikleri konuşuyorsun. Orayı nasıl oynaman gerektiğini tasarlıyorsun. Olmazsa bunu yönetmeninle konuşuyorsun, olmadı rol arkadaşınla ezber yaparken bir şey yaratıyorsun, hadi diyorsun bunu şimdi kameranın önünde yapalım. Yaparken bir şey eksik oluyor kesiyorsun hocam bir daha deneyeyim diyorsun bir daha yapıyorsun. Bu işin doğası bu, akışı bu, güzelliği bu. Bazen dediğim gibi çok içine siniyor, bazen "olmadı" diyorsun. Bakıyorsun olmadı dediğin şey tam tersi çok güzel olmuş, iyi oynadım dediğin yere bakıyorsun çok kötü olmuş. Bu böyle teknik bir iş yani. Bu kadar abartacak bir şey yok ki.





