Sizi şarkılarınız ve ses getiren konserleriniz ile büyük bir kitle tanıyor. Peki siz kendinizi nasıl tanımlarsınız? Işın Karaca kendi içinde kimdir?
MÜZİKTEN BAŞKA İŞ YAPAMAM
Ben kendimi bildim bileli şarkı söylüyorum ama bu şarkıcı olmak için doğdum değil. Ünlü olmak veya çok büyük kitlelere ulaşmak için yola çıkmadım. Müzik aşkıyla yola çıktım. Başka bir iş yapamayacağımı öğrendiğimde, çok sevdiğim işin şarkı söylemek olduğunu ve sahnede olmayı öğrendiğimde bana bunun için para vermeye başladılar. Bu yüzden dünyanın en şanslı insanıyım. Sahnedeki Işın evet, çok şanslı; insanların hayatlarının bir parçasına dokunuyorum şarkılarımla. Yoldaş oluyorum, candaş oluyorum, gözyaşı ve kahkaha oluyorum onların hayatında. Geri kalan zamanda da zaten düpedüz bir anneyim, çocuklarını koruyan, kollayan bir anneyim. Atatürk’ün kurmuş olduğu cumhuriyette ülkesine, vatanına bağlı bir Türk kadınıyım.

Müziğe olan ilginiz nasıl gelişti? 25 yıl öncesine baktığınızda hayal ettiğiniz Işın Karaca ve bugünkü Işın Karaca aynı konumda mı?
IŞIN KARACA HAYAL ETTİĞİMDEN ÇOK DAHA ÖNDE
Ben çok müzikal bir ailenin içine doğdum. Profesyonel müzisyen değil ama mesela annem inanılmaz güzel müzik dinlerdi. Çok kaliteli müziklerle büyüdüm. Babam saz çalardı ve sesi çok güzeldi. Rahmetli anneannemi soracak olursan, o hep Türk Sanat Müziği korolarında hep var olmuş. Ben hayal ettiğimin çok üstünde bir kadınım. Çünkü bu ülkede yirmi beş yıl boyunca ünlü kalabilmek gerçekten zor. Mütemadiyen proje üreterek bir kitleyi büyüttük şimdi onların çocuklarına ulaşıyoruz. Hal böyle olunca da Işın Karaca’nın konumu giderek daha da büyüyor bence. Çünkü sadece felsefik olarak müzik yapmıyorum ben. Bir duruşumuz var. Ünlü olmanın getirmiş olduğu misyonlar var. Sadece ünlü olamazsın bir fikrin olması gerekiyor, bir zikrin olması gerekiyor, bir duruşun, hayata karşı bir bakışın, inancın olması gerekiyor. Aynı konumda mıyım? Hayır, çünkü ben de büyüyorum ve ben de fikirlerimi değiştirebilirim ve inandıklarım da değişebilir. Ama şuan ki Işın Karaca’yı çok seviyorum, çok kucaklıyorum.

23 Ocak'ta HIT & HIT REMİX'S albümünüz dinleyici ile buluşacak. Bize bu albümü anlatır mısınız?
Benim ilk albümüm olan “Ana Dilim Aşk için ilk hazırlıklara 1999 yılında başladık. Sezen bana hep “Bu şarkılar vaktinden önce yapılıyor” diyordu. Ama insanlara iyi müzik dinletmemiz gerekiyor. Benden önce Levent Yüksel, Sertap Erener, Aşkın Nur Yengi albümleri yapıldı. Onlar da çok pop ama kendilerine özdü. Bu da bana öz bir albüm olarak hazırlandı. Sanırım biraz Ajda Pekkan felsefesiyle yürüyorum. İyi şarkı her zaman iyi şarkıdır. Hiti aslında remix olarak da düşünememek gerekiyor. Tamamıyla yeni düzenlemeler ile dijital dünya dinleyicisine daha da hitap edecek şekilde hazırlanan bir albüm oldu, çok da güzel oldu.

Rap ve pop müziğin birleştiği çalışmalar oluyor. Siz Pop müziğin bulunduğu konumu değerlendirir misiniz?
POP MÜZİK ZOR BİR YERDE
Dijital müziğin geldiği nokta ile ilgili düşüncem şu; çıkan herkese saygı duyuyorum ama dijital dünya artık başka bir yerde. Manipülasyona çok açık. İnsanların bu yerlere hak ettikleri için geldiklerine asla inanmıyorum. İçinde müziğin M’si, sanatın S’si yok. Sanatın tüm dallarıyla alakalı çok ciddi bir dejenerasyon yaşıyoruz. Ancak bazılarımız, benim gibi ayağı yere sağlam basan ve müziği müzik için yapan insanlar, ünlü olmak, para kazanmak ve sahne için değil. Benim duruşum bu değil. Ben müziği gerçekten müzik olduğu için yapıyorum. Müzik kırk yıllık bir döngüdür, hep başa döner. Dejenerasyonun dibine vuruyoruz, cehaletin başını alıp gittiği bir dönemdeyiz. O yüzden çok iyi düşünmüyorum açıkçası. Kimseyle de yarışmıyorum. Çünkü ben çok sevdiğim şarkıları söylüyorum. Bu konuda dünyadaki en şanslı şarkıcıların arasındayımdır. Pop müzik çok zor bir yerde. Sanatçıların, sanatçı az da şarkıcı diyebileceğim insanların, yeni çağa kapılıp kendi inandığı yoldan çıktığı hata yapmaya çok müsait olduğu bir dönem.
Yurtdışında müzikal tiyatro eğitimi aldığınızı biliyoruz. Bu alanda bir projede yer almayı düşünür müsünüz?
Müzikal eğitim aldım, evet. Bu alanda okul bittikten sonra çalışma yaptım. Ama bir yol seçmem gerekiyordu. Buradan devam etsem Broadway'a kadar giderdim belki, Las Vegas'ta sahneye de çıkabilirdim. Ben baba toprağını çok seviyorum, Türkiye'yi çok seviyorum. Kariyerim burada başladı ve burada devam etmesini hep çok istedim. Türkiye'de müzikal için birçok teklif aldım ama ne yazık ki şartları hiçbir zaman istediğim şekilde olmadığı için kabul etmedim. Zaten Türkiye'deki müzikal anlayışı da oyuncular tarafından yapılıyor, şarkıcılara çok fazla yer vermiyorlar. Bakarsın belki bir gün çok acayip bir müzikal, belki tek kişilik, belki iki kişilik bir karı-koca müzikali olur. Çok büyük bir kadroyla çalışmak istemem çünkü çok yorucu ama çok vurucu bir oyunda oynamak isterdim.

AYŞEGÜL BANU ŞAHİN'İN İVAZ MUTLULUĞU
Kadın Olma Sanatı adlı roman üçlemesiyle ödül alan, merak duygusunu diri tutmayı başardığı Gecenin Ayak Sesleri ile adından söz ettiren Ayşegül Banu Şahin, bir dönemi ele aldığı romanı İvaz ile de okuyucularını farklı bir yolculuğa çıkarmıştı. Başarılı yazar, İvaz ile aldığı geri dönüşleri Bizdenbil İş ve Sanat Gazetesi'ne anlattı.

70’li, 80’li ve 90’lı yıllarda geçen gazeteci Salim’in hayatı, yalnızca bir insanın değil, bir ülkenin de kaderini anlatan bir roman. Salim aslında bizden biriydi; onu farklı kılan, kendini ifade ediş biçimiydi. Her insanın içinde karanlık noktalar vardır, ancak Salim bu karanlığı inanmak istediği haliyle kaleme almış bir karakter.

OKUYUCU İVAZ’I BENİMSEDİ
Aşkı, tutkuyu, intikamı ve yüzleşmeleri de içinde barındıran bu roman, beklenmedik finaliyle okuyucuyu şaşırtmayı başardı. İvaz’ın okuyucunun kalbine dokunduğunu görmek ise beni gerçekten mutlu ediyor.





